11 Eylül 2011 Pazar

Ben Bir Ortadoğuluyum

Ben bir Ortadoğuluyum. Genotipimden fenotipime, fiziksel ve fikirsel olarak dünyaya bakış açımdan farkında oluduğum veya olmadığım birçok özelliğime kadar yeryüzünün ortadoğu denen bu coğrafyasına aidim.  Ama  kendime bile çekinerek söyleyebildiğim bir şey var. Bu coğrafyayla aidiyet bağım olduğum için bir utanç duygusu oluşuyor bende. Kim bilir  belki de benim ahlaki eksikliğimdir ait olduğum yerden utanmam. Ama aslında önceleri birçok kadim medeniyetin hayat bulduğu  bu coğrafyaya ait olduğum için şanslı hissediyordum kendimi. Lakin birazcık dışarıdan bir gözle baktığımda yeryüzünde Ortadoğuda olduğu kadar ölümün ve zulmün, nefret ve husumetin insan ruhunu laçkalaştıracak kadar kanıksandığı bir coğrafya yok gibi görünüyor. Belki de vardır, ben bilmiyorum. Ya da belki de başka coğrafyaların da, başka ülkelerin de utanılacak başka özellikleri vardır. Mesela asırlarca doğunun ve Afrika'nın kaynaklarını sülük gibi sömürüp zenginliğin sınırını zorlayan emperyal devletlerin yaşadığı coğfafyalar gibi. Ancak bu durum biraz utancımı azaltsa da yine de ortadoğunun kadim  halklarının savaşmadan, birbirlerine husumet beslemden barış içinde yaşayabilme  basiretsizliğine bahane olamıyor. Ortadoğuda herkes birileriyle sorunlu. Türkler, Araplar, Kürtler, Acemler, Yahudiler.  Kim kime düşman değil ki? Bütün halkların arasında büyük uçurumlar var.(Ermenilerle Türkler, Araplarla Yahudiler arasındaki uçurumlar  mesela.) Her devletin her halkın  savaştığı veya husumet beslediği bir başka halk var. Savaşmayan halkların kaderiyse kendilerini yöneten tağutların, diktatörlerin güdümünde olduğundan doğru dürüst ilişkileri bile olmuyor. Anlamıyorum gerçekten. Anlaşılacak gibi de değil. Neden insanlar birlikte aynı coğrafya üzerinde yaşamak zorunda olduğu insanlarla barış içinde yaşamaya çalışmazlar ki? Tamam pragmatizm her devlet için değişmez bir realite. Tamam sorunsuz sütliman bir bölge istemekte saflık olur.  Ama neden öldürmek, neden yok etme  çabası? Bütün halklar ruh hastası derecesinde paranoid bir milliyetçiliğin ve salaklık derecesinde bir pragmatizmin etkisinde. Dünyada bıkmadan usanmadan savaşarak, husumet besleyerek bir ülkenin çıkarlarını savunmak kadar salakça bir pragmatizm var mı?   Sorunların çözümü için muhatapı yok etmekten daha iyi bir yol bulmak veya bulmaya çalışmak, bununu için çabalamak herkes için en faydalısı olmaz mı?

    Neyse bunlar klişe sözler. Sanırım yukarıdaki fotoğraftan bahsetmeliyim. Oğuz Haksever muhakkak daha iyi anlatırdı. Yer Tahrir Meydanı. Şubat ayında  Mısırda gerçekleşen devrimde, bir cuma günü Müslüman direnişçiler cuma namazı kılarken Hristiyan direnişçiler onları korumaya alıyor. Sanırım Müslümanların camilerine farklı mezhepten olduklarından dolayı bomba koyan Müslümanların ve Ortadoğudaki bütün farklı din ve milletlerden olanların alması gereken birçok ders var bu fotoğraftan.

2 yorum:

  1. çok uzulerek ızlıyorum ordakı haberlerı ve aynı senın sordugun gıbı soruyorum
    neden aynı topraklar uzeırnde barıs ıcınde yasamazlar kı o ınsanlar
    neden bunca zmaandır dökulen kan?

    ve cevabını buluyorum

    finans
    ne yazık kı bazılarının ısıne gelıyor orda ınsanların bırbrıne gırmesı:(

    YanıtlaSil
  2. ortadoğu ne yazık ki kanayan bi yara..Ömer bence hayattaki en zor şeylerden biri de içinde bulunduğun o anda gerçekten neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilememek..

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.