23 Haziran 2011 Perşembe

Mutluluğun Resmi 3: Külde Patates

Piyer Behuzov, ‘Savaş ve Barış’ta  Tolstoy’un en çok işlediği karakterlerdendir. Rus aristokrasisine mensup sosyete çevresinde epey tanınan entelektüel birikimi olan biridir. Her ne kadar varlıklı babası ölünce bütün mirasını Piyer’e bıraksa da, babasının gayrı meşru çocuğu olduğundandır herhalde küçüklüğünden beri aile içerisinde öteki olarak görülmüştür. Bu durum kendisinde,  hayatı pek sorgulamadan yaşayan, miras ve makam hırsı ile sarılmış aristokrat çocuklarının aksine hep bir durgunluk ve iç hesaplaşma haline sebep olmuştur. Özellikle orta yaşlarına doğru kendince hakikati, kendisini huzura erdirecek hakikati sorgulamaya başlar. Uzun süre mason locasında önemli görevler alır. Ancak daha sonra burda da istediğini bulamadığını anlayıp ayrılır. Napolyon'un ordusuyla bir heyula gibi Avrupa’nın ve Rusya’nın başına bela olduğu savaş-barış arasında ilişkilerin kararsız geçtiği yıllarda iç sorgulama hali daha fazla kendini göstermeye başlar Piyer için. Aslında bu durum biraz da bohem hayatı yaşamasına, bir boşvermişliğe iter onu. Miras ve evlilik dedikodularınn yapıldığı sosyete partilerinde bol bol yedikten sonra tenhalara çekilip içmekten başka pek birşey yapmaz. Bütün aritokrasiyi güzelliğine hayran bırakan ihtiraslı karısına ve onca servetine rağmen mutsuzdur hep. Yanındayken huzur bulduğu iki insan vardır sadece; kadim dostu Prens Andrei ve yakın, dost bir ailenin kücük kızı Nataşa. Nataşa’ya karşı farklı duygular besler, hatta ona aşıktır diyebiliriz. Ama bu bir erkeğin bir kadına aşkından ziyade bir insanın bir insana aşık olması gibidir. Asil  ruhludur Piyer Behuzov. En çok değer verdiği iki insanın birleşmesini ister. Nataşa ile prens Andrei’in nişanlanmaları için aralarını yapar ve bu amacına ulaşır.

Fransız ordusunun Moskova’ya gireceği kesinleşmiştir. İmkanı olan aileler, yanlarında götürebilecekleri herşeyi yükleyip terketmeye başlamıştır şehri. Piyer Behuzov’un bütün çevresi gibi  Nataşa da ailesiyle birlikte ayrılır şehirden. Ayrıca cepheden kadim dostu Prens Andrei’in  ölüm haberini de almıştır Piyer. Şehri terketmeyip mücadele kararı alır. Zaten ölmeyi pek umursamaz durumdadır. Süfli elbiseler giyinip bir silah edinir. Napolyon’u öldürme planları(hayalleri) kurar. Fransızlar Moskovaya girmiştir artık. Şehrin birçok yerinde yangınlar başlamıştır. Napolyon ise Kremlin Sarayına yerleşmiştir bile. Tuhaf duygular içinde ve kafasındaki muhayyel planla yağmalanan ve yanan Moskova sokaklarında dolaşırken yangından küçük bir kız çocuğunu kurtarır. Kızı teslim etmek için  ailesini ararken birkaç Fransız eskerinin bir Ermeni aileye ve o ailenin genç kızlarına musallat olduklarını görür. Fransız askerlerine müdahele eder ve kavga dövüş derken yağmacı suçlamasıyla kendisi tutuklanır. Kötü kokulu izbe bir barakaya, esirlerin arasına atılır. Hiç sorgulanmadan idam edilen bir gencin ölümüne tanıklık eder. Bu onda büyük bir etki bırakır. Tarif edilmeyecek kadar zor bir ruh halindedir artık. Arkadaşının ölümü,  yaşadığı kayıplar ve bir de kendi şehrinde Fransızlar tarafından yakalanıp esaret altında tutulması... Yaşadıklarını düşünürken, kendisine yaklaşan müptezel kılıklı bir başka esir onunla konuşmaya çalışır. Aç olduğunu düşünerek ona külde pişmiş bir patates verir. Piyer, kendisiyle konuşmaya çalışan esirin muhabbetini pek  de umursamadan kendisine yapılan ikramı kabul eder. Bir günden beri hiç birşey yemediğini hatırlar. Patatesi soyup yedikten sonra bunun hayatında yediği en güzel yemek olduğunu düşünür. Kendisine ikramı yapan esirle arkadaş olur. Bir ay sürecek esareti boyunca ömür boyu kürek mahkumluğuna çarptırılmış bir mahkumun vakarıyla dervişane bir hayat yaşar.

Yaşadığı esir hayatının kendisinde bıraktığı etkileri Tolstoy şöyle özetler: '' Sonunda yıllardır hasretini çektiği iç huzura ve halinden memnun olma duygusuna kavuşmuştu. Piyer’in hayırsever olma çabalarında, masonlukta ve Nataşa’ya olan romantik aşkında bulamadığı buydu. Artık ne Rusyayı, ne savaşı ne de Napolyon’u düşünüyordu. Bunların hiçbirinin kendisini ilgilendirmediğini anlamıştı. Napolyonu öldürme fikri ona şimdi çok anlamsız geliyordu. İlk defa acıkınca yemek yemenin, susayınca su içmenin, yorulunca dinlenmenin, üşüyüp kendisini ısıtmanın ve bir dosta ihtiyaç olunca konuşmanın zevkini takdir ediyordu.''

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.