16 Nisan 2011 Cumartesi

Mutluluğun Resmi : Nisan Yağmuru

   Mutluluk çok tuhaf bir kavram bence. Çünkü insan çabası ile elde edilebilen birşey değil. Yani belli bir teorisi yok. Sanırım biz insanların mutlu olmaya çalışırken en çok yanıldığı nokta burası. Kendisine bir hedef koyup, şunları şunları elde edersem mutlu olurum derken aslında mutluluğa giden kesin bir yol çizmiş olmuyor insan. Hayatta bütün şartlar mükemmelken mutsuz ve bütün şartlar kötünün ötesindeyken de mutlu olunabiliyor zira. Mutluluğu oluşturan şartlar  genel olarak kişiye özgü ve daha çok ruh haliyle ilgilidir aslında. Bazen bir nefeslik zaman diliminde yakalarız mutluluğu. Bazen uzun, karmaşık bir süreç sonunda onu elde ettiğimizi fark ederiz. Ama herkes bir şekilde az veya çok yaşar onu. 
 
   Nisan, ayların en tatlısıdır bence. İstesem de istemesem de bu ayda mutluluğu yaşarım muhakkak. Hele güneşin kararsız bulutların arkasında nazlı nazlı saklambaç oynadığı günlerde...  Günün erken saatlerinde masmavi gökyüzü bir ferahlık katar içine  ve sonra bulutlar şenlik için yavaş yavaş doldurmaya başlarlar meydanı. Müşfik bir eda ile ama kesik kesik parıldayan güneş onlara ayak uydurur. Sonra aniden kaybolur. Bulutlar somurtmaya başlar. Bir ciddiyet kaplar her tarafı  ve gerilirsin hafiften. ‘’Herşey iyiydi, güzeldi ne oldu birden?’’ diye sorar, bir tedirginlik yaşarsın. Ama bütün bunlar, kısa bir süreye derinlikli bir mutluluk sığdırmak için birer uğraştır. Çünkü gerilimli dakikalardan sonra, birden bastıran bir kırkikindi yağmuruyla ruhuna sihirli bir el dokunmuş gibi olur. Yağmurun bitmesini beklemeden, güneşin meraklı bakışları aydınlatır yeryüzünü. Bu meraklı bakışlar, mutluluk resminin son ve en önemli fırçasıdır aslında. Bu son fırçayla rengarenk bir halka ince kollarıyla gökyüzünü kucaklar. Bütün bu görsellik insan ruhunda enfes izler bırakır. Bir de hafiften toprak kokusu yayılınca etrafa, yanık yanık öten bütün neylerin sesi kesilir. Çünkü vuslat gerçekleşmiştir. Geçmişle ve gelecekle bütün bağlar kesilir. Bütün sıkıntılar, problemler anlamını yitirip etkisini kaybeder. Doğada oluşan değişim bir mutluluk koridoru oluşturur ve ulaşırsın O’na. Belki farketmezsin ama O’nu hissedersin, vuslatın tadını çıkarırsın.  Ne yazık ki bu durum kısa sürer ve tekrar geleceğin ve geçmişin zincirleriyle bağlanırsın zaman çizgisine.

    Nisan ayının tam ortasındayım. Ayın başında ‘’keşke her günün içine bir otuz  gün daha sığsa da uzun uzun yaşasak bu ayı.’’ diye düşünürken, hala baharı farketmiş değilim bu soğuk memlekette. Hava hep somurtkan bulutlarla kaplı ve genelde soğuk. Dışarı çıkası bile gelmiyor insanın. Gerçi  ümitvar olmak lazım, en azından bundan sonrası için.

 
  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.