18 Ocak 2012 Çarşamba

Hep İsyanla Yaşayacağız

















''Eğer biri sana özgürlük verirse bu özgürlük değildir. Özgürük senin elde etmen gereken bir şeydir.'' Jose Dolores

--------
Doğduk, tarihten kalma bir yenilginin tam ortasında
Kirli ve kızılca akan bir nehrin kıyısında.
Ne olduğunu anlamadan
Daha sağımıza solumuza bakamadan
Sürükleyip götürdüler bizi
Ellerimizde ayakarımızda zincirler..
Bütün ucube, eğreti fikirlerle
Örümcek ağı gibi sarıp sarmalayıp etrafımızı
Bizi sindirdiler.

Oysa hürdük ve bağımsızdık aslında
Kör bıçak misali ideolojilerle
Zihinlere çiziktirilmiş fikirlerden
Bölünmüş coğrafyalara yüklenmiş anlamlardan
Bizi öteki-beriki yapan sistemlerden.

Açınca mil çekilmiş gözlerimizi
Ürkek, gizli, çekingen bir isyanla
Gördük; birileri aç kalıyordu
Daha fazla, daha fazla doymak için birileri.
Birilerinin ölmesiyle ancak
Daha fazla ömür sahibi oluyordu birileri.

Doğduk, tarihten kalma bir zulmün tam ortasında
Cinayetlerin kanıksandığı coğrafyaların bağrında

Doğduk, kazanmadan yaşayacağız.
Kazanacağız belki, ama kendi küçük dünyamızdan
Taşmayacak galibiyetimiz.
Doğduk, kendi küçük dünyamızda
Hep isyanla yaşayacağız!
***
üstteki kare Quimada filminden

1 Ocak 2012 Pazar

Yabancı Ama Tanıdık Ses

Bu yollardan ilk defa yürüyorum,
Bu ağaçları, bu evleri ilk defa görüyorum,
Burnuma böyle bir koku gelmemişti daha önce.
Hiç bilmediğim bir ülkedeyim.
Ve fakat yabancısı değilim buranın,
Bu sesin beni sürüklediği diyarın.

27 Aralık 2011 Salı

Zalim Olan Kim?

Bazen gece yarısı uykumu bölerek tabiatımı olumsuz etkileyecek kadar  feci izler bırakan, dimağımda belirginleşecek kadar somut, somut olduğu kadar da müphem meseleleri düşünüyor, düşünüyor, düşünüyorum;insan, hayat, zalim, zulüm, mazlum, acı, sevinç veya keder.
Kendi içinde ayrı ayrı fakat birbirleriyle bağlantılı bu kavramlarla ilgili zihnimdeki efkarın ur haline dönüşmesini engellemek için yazmak istiyorum. Kalemi alıp elime bir kaç şey çiziktirdikten sonra yazının umumi havasına bakınca şaşırıyorum. Benim düşündüklerim bunlar mıydı?  Tamam, fevkalade olmasa da öyle çok da alelade olmamalı  bu kadar düşündüklerim. Sonra fark ediyorum. Düşünmek  ayrı şey, düşündüklerini ifade edip yazıya geçirmek ayrı şey. İkisi ayrı birer lisan gibi. Sonra başka bir şey daha fark ediyorum. Benim bu 'yazma lisanını' öğrenmem lazım. Yoksa çıldırmak 'işten değil' olacak. Neyse ben ne diyecektim? Kuyucaklı Yusuf'u okuduktan sonra şöyle dedim kendime: Ya insanlar ve hayat, iğrenti hissi uyandırıp istihfaf (S.Ali bu kelimeyi çok kullanıyor) edilecek kadar zalimler, ya da Sabahattin Ali okurlarına zulm ediyor. Hayatın gerçek acımasızlığına dayanabiliyorsanız, acılar karşısında karda açan bir çiçek kadar naif olan Yusuf'un o tatlı ruhunun zalim bir dünya tarafından nasıl hırpalandığına tanıklık etmek için bu kitabı okumanızı tavsiye edebilirim.

15 Aralık 2011 Perşembe

Maskesiz Yaşıyoruz

( ''Maskeyi sadece maskeli balolarda takarım.'' diyen, bilmem kaçıncı dereceden memur, dostum Bay Golyadkin'i selamlıyorum.)
***
Maskesiz yaşıyoruz, kurgusuz ve içten.
Kendimize nasılsak, herkese öyleyiz.
Hepimiz çok masumuz
Yağmur  altında kanatları ıslanmış
Çaresiz bir serçe yavrusu kadar.
Başka bir insanın mutsuzluğundan
Mutluluk devşirmeyiz.
Asil ruhluyuz çünkü.
Başka bir insanın mutluluğu için
Kendi mutluluğumuzdan kısarız. Fedakarız.
Ayrıca çok naif ve zarifiz
Kötülüğün bile sevimli göründüğü dünyalarda yaşayan
Çocuk masallarının kahramanları gibi.
Etkisizce, öylesine  havlayan,
Serseri, müptezel bir sokak köpeği gibi
Zararsız  ve gurursuzuz.
Bencillik yoktur hiçbir sevgimizde
Hepimiz çok masumuz.

27 Kasım 2011 Pazar

Bildiğim En Tehlikeli İptila;Gözlerin

Bildiğim en tehlikeli iptila; gözlerin.
Silmeliyim...
Silmeliyim gözlerimden
Nokta nokta gözlerinin izini.

Vazgeçmeliyim uçmaktan
Gökyüzünün bu en netameli diyarında.
Buğulu pencerelere yazmalıyım adını.

Ama aslında yorulmaz ayaklarım, sana yürürken.
Razı değilim tükenmesine yolların, sana yürürken.

Razı değilim dinmesine
Ruhumu saran bu en tehlikeli yangının
En dingin akşamların gölgesinde, dinlenirken.

Bildiğim en tehlikeli iptila; gözlerin
Çözmeliyim esrarını  bakışlarının,
Bu ıslak ateşin, bu tehlikeli kalp atışlarının.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Bir Sonbahar Günü Sevmiştim Seni

Bir sonbahar günü sevmiştim seni.
Hafif yağmurdan sonra
Toprağın kokusu varken burnumda
Gözlerime değmişti gözlerin.
Bilmediğim bir histi, ürkmüştüm bir an.
Çocuktum, bir serçenin kalbiydi kalbim.
Kaçıp sığınmıştım kuytu bir köşeye, susmuştum.

Bir sonbahar günü sevmiştim seni.
Seni itiraf edememiştim kendime.
Ayaz bir sonbahar günü güneş değil
Gülümsemendi beni ısıtan
Ancak seni itiraf edememiştim, her sabah
Kokusunda seni bulduğum kasım çiçeğine.

Bir sonbahar günü sevmiştim seni.
Birer birer düştüğünü seyrederken
Sararmış yaprakların bir akşamüstü
Nefesimle buğulanan pencereye
Adını  yazma cesaretim yoktu henüz.
Uykulardan çaldığım düşlere yazıyordum oysa.

Bir sonbahar günü sevmiştim seni.
Susuyordum ve  sessizce yürüyordum.
Aşkınla tutturmuştum yürüyüşümün ritmini.
Bitmesin istiyordum adımlarım,
Taze bahar kıvamındaki yıllarım.
Yıllar sonra bir sonbahar günü fark etmiştim.
Rüzgarda uçuşan sarı yapraklar gibi
Savrulmuştu birer birer çocukça umutlarım

29 Ekim 2011 Cumartesi

Bilir misin?

Bilir misin,
Sızılar hangi renkleri alır?
Bilir misin,
Bir sızıdan geriye ne kalır?

Bilir misin,
Bir gece kaç parçaya bölünür?
Bilir misin,
Bir gecede kaç kez ölünür?