
Kendi içinde ayrı ayrı fakat birbirleriyle bağlantılı bu kavramlarla ilgili zihnimdeki efkarın ur haline dönüşmesini engellemek için yazmak istiyorum. Kalemi alıp elime bir kaç şey çiziktirdikten sonra yazının umumi havasına bakınca şaşırıyorum. Benim düşündüklerim bunlar mıydı? Tamam, fevkalade olmasa da öyle çok da alelade olmamalı bu kadar düşündüklerim. Sonra fark ediyorum. Düşünmek ayrı şey, düşündüklerini ifade edip yazıya geçirmek ayrı şey. İkisi ayrı birer lisan gibi. Sonra başka bir şey daha fark ediyorum. Benim bu 'yazma lisanını' öğrenmem lazım. Yoksa çıldırmak 'işten değil' olacak. Neyse ben ne diyecektim? Kuyucaklı Yusuf'u okuduktan sonra şöyle dedim kendime: Ya insanlar ve hayat, iğrenti hissi uyandırıp istihfaf (S.Ali bu kelimeyi çok kullanıyor) edilecek kadar zalimler, ya da Sabahattin Ali okurlarına zulm ediyor. Hayatın gerçek acımasızlığına dayanabiliyorsanız, acılar karşısında karda açan bir çiçek kadar naif olan Yusuf'un o tatlı ruhunun zalim bir dünya tarafından nasıl hırpalandığına tanıklık etmek için bu kitabı okumanızı tavsiye edebilirim.